Lebin vasfını Şeyhî’den işidip rûh-ı kuds eydür
Görün bu telh-ıyşı kim ne hoş şîrin hitâb eyler
Şeyhî
Lebin vasfını Şeyhî’den işidip rûh-ı kuds eydür
Görün bu telh-ıyşı kim ne hoş şîrin hitâb eyler
Şeyhî
“Lebin vasfını Şeyhî’den işidip rûh-ı kuds eydür” cümlesi, 15. yüzyılda yaşamış önemli Divan edebiyatı şairlerinden Şeyhî’nin bir gazelinden alınmıştır.
Burada rûh-ı kuds (ilahi ruh, Cebrâil) sevgilinin dudağının vasfını Şeyhî’den duyunca şöyle der:
“Bakın, ağzının tadı kaçmış olan bu adam (Şeyhî), ne güzel ve ne tatlı anlatıyor!”
Şeyhî, sevgilinin dudağından söz ettikçe ağzının tadı yeniden yerine geliyor, yani mutsuzluğu yerini mutluluğa bırakıyor. Bu mutluluğun kaynağı sevgilidir.
Beyitte “telh-ıyş” (acı hayat) ile “hoş şîrin hitâb” (tatlı söz) ifadeleri bir arada kullanılarak tezat (karşıtlık) sanatına başvurulmuştur. Acı bir hayatın içinde bile sevgilinin dudağını anmak, şaire tatlı bir neşe vermektedir.
Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün
Kaçan kim zülf-i şeb-rengîn yüzüne şeh nikâb eyler
Gününü âşıkın gör kim nice bî-âfitâb eylerSaçın sevdâsı uş beni kara toprak eder her dem
Dilimde od u başımda hevâ vü gözde âb eylerHayâl-i çeşm-i mahmûrun oturup dil otağında
Ciger büryân edip her dem kabağım pür-şarâb eylerSüzülmüş çeşm-i mestânın görüp dil tâk-ı kaşında
Dedi zî-mest kâfir kim bu mihrâb içre hâb eylerLebin vasfını Şeyhî’den işidip rûh-ı kuds eydür
Görün bu telh-ıyşı kim ne hoş şîrin hitâb eyler