Akrep ile Kurbağa
Bir gün bir akrep, geniş bir nehrin kıyısına gelir. Karşı tarafa geçmek ister; fakat yüzme bilmediği için çaresizce kıyıda beklemeye başlar.
Tam o sırada nehirde yüzen bir kurbağa görür. Ona seslenir:
— Kurbağa kardeş, beni sırtına alıp karşı kıyıya geçirir misin?
Kurbağa, haklı bir endişeyle geri çekilir:
— Sen deli misin? Seni sırtıma alırsam beni sokarsın, ben de ölürüm!
Akrep, kurbağayı ikna etmek için mantıklı görünen bir açıklama yapar:
— Neden seni sokayım ki? Seni sokarsam zehirlenir, suya batarsın. Ben de senin sırtında olduğum için seninle birlikte boğulurum. Kendi ölümümü istemediğime göre seni sokmam için hiçbir sebep yok.
Kurbağa bu sözleri düşünür. Akrebin söyledikleri ona mantıklı gelir. Sonunda onu sırtına alır ve nehrin karşı kıyısına doğru yüzmeye başlar.
Bir süre her şey yolunda gider. Fakat nehrin tam ortasına geldiklerinde kurbağa sırtında keskin bir acı hisseder. Akrep, iğnesini onun bedenine batırmıştır.
Zehir hızla kurbağanın vücuduna yayılırken, kurbağa güçlükle başını sudan çıkarır ve titreyen bir sesle sorar:
— Bunu neden yaptın? Şimdi ikimiz de öleceğiz!
Akrep, çaresiz ve pişman bir ses tonuyla mırıldanır:
— Biliyorum… Ama elimde değil. Benim huyum bu. Doğam böyle.
Kurbağa ve akrep, nehrin sularında birlikte kaybolurlar.
Bu hikâye, bazı insanların kendi çıkarlarına, hatta hayatlarına zarar vereceğini bilseler bile huylarından ve yıkıcı alışkanlıklarından vazgeçemeyebileceklerini anlatır. İnsan bazen aklıyla doğruyu görür; fakat karakteri, alışkanlıkları ve doğası onu yine aynı hataya sürükler.
