Fahriye Abla Şiiri Hakkında
Fahriye Abla şiiri, Ahmet Muhip Dranas tarafından yazılmış olup 1935 yılında Varlık dergisinde yayımlanmıştır. Ahmet Muhip Dranas’ın en sevilen şiirlerinden biri olan şiir 1984’te sinemaya uyarlanmıştır. Şiirde ergen bir erkek çocuğun mahalledeki Fahriye isimli genç ve güzel bir kıza olan hisleri ve duygularına yer verilmiştir. Ayrıca malledeki detaylar ve Fahriye’nin hayatına ait ayrıntılar da şiirin içeriğinde bulunmaktadır.
ŞİİRİN MUHTEVASI
Türk şiirinde gerçekçi görüş Mehmet Emin’den itibaren umumiyetle şairin kendi dışında bir obje olarak seyredebildiği sosyal konulara, tabiat manzaralarına yahut hayat dekoruna yönelmiştir. Şahsi duygularını anlatanlar çok defa onları romantik veya sembolist bir üslupla ifade etmişlerdir. Bilhassa aşk konusunda “idealleştirme” bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatında da tabii sayılmıştır. Gayrı şuurda yaşayan “Anima archetype”i ebedi sevgili hayali hayatta karşılaşılan bir kadının yüzüne aksedince onu bir masal mahluku haline getirir. Aşk duygusunun yücelttiği varlığı kendi gerçekliği içinde görme fakat yine de onu sevme modern edebiyata has bir davranış tarzıdır.
Bu davranışın arkasında çeşitli sosyal psikolojik ve estetik amiller vardır. Her şair gerçeğe başka bir zaviyeden baktığı ve onu az çok değiştirdiği için bu konuda umumi bir fikir ileri sürülemez. Cumhuriyet devri Türk Şiirin dikkati çekici vakalarından birisini teşkil eden bu meseleyi tek tek eserleri incelerken ele almak daha doğru olur
Ahmet Muhip Dıranas “Fahriye Abla” şiirinde çocukluk yıllarında kendisinde kuvvetli iz bırakan bir genç kızı adeta realist hikayeye has bir metodla tasvir ediyor. Fahriye Abla’nın yaşadığı mahalleyi evi vücut yapısını kıyafetini mizaç ve karakterini canlı ve gerçek teferruatla göz önünde canlandırıyor.
Fakat burada insanı bir obje haline getiren soğuk realizm bahis konusu değildir. Şâir, Fahriye Abla’ya karşı duyduğu sıcak alâkayı bir takım hayaller ve dil musikisi vasıtasıyla ifade etmekten geri kalmıyor. Her parçada tekrarlanan mısralar şâirin subjektif davranışını kuvvetle belirtiyorlar. Burada Orhan Veli neslinin eserlerinden temel prensip haline gelecek olan şiiriyeti gerçekte bulmanın güzel örneklerinden birisini görüyoruz. “Bursa’da Zaman” şiirinde Tanpınar da dış âlemin objektifliği ile estetik görüşü birleştirmişti. Onda dış alemin kendisi tabiat tarihi abideler ve zaman duygusu estetik bir dünya vücuda getiriyordu. “Fahriye Abla” şiirinde de bahis konusu olan unsurlar haddi zatında güzeldirler. Fahriye Abla’nın oturduğu yer gerçi bir fukara mahallesidir. Akşam üzerleri “hava keskin bir kömür kokusu ile dolar. Ve kapılar daha gün batmadan kapanır.” Fakat oturdukları ev hiç de fena değildir. İkinci parçada şâir onu bize çok sevimli olarak gösteriyor: burası, balkonu sarmaşıklarla örtülü, güneşin batmasına yakın saatlerde gölgesi bir derede yıkanan penceresinde yaz kış yeşil bir saksı duran, bahçesinde baharla akasyalar açan küçücük kutu gibi bir evdir. Fahriye Abla’nın kendisi de güzeldir. Önce upuzun sonra kesik saçları vardır. Teni buğdaysı4 boyu bir başak kadardır. Kolları altın bileziklerle doludur. Çapkın bir mizaça sahip olan Fahriye Abla kısa eteklerini rüzgâr uçurduğu zaman kapatmaz, erkeklerin içlerini gıcıklamaktan hoşlanır.
Bütün bu unsurlar şairin konusunu realist bir gözle tasvir etmekten ziyade çocukluğuna ait tatlı bir hatırayı canlandırmak maksadını güttüğünü ortaya koyuyor. Bununla beraber onlar yine de gerçek ve objektiftirler. Şairin muhayyilesinin icâdları değillerdir.
“Fahriye Abla” şiirinde bizim dekorumuz genç kızımız gelişen realist milli ve mahalli şiir akımına bağlanabilir fakat Tanpınar’ın Bursa’da Zaman şiirinde olduğu gibi burada da millilik ve mahallilik tamamıyla şahsi ve estetik bir şekle girmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki şiirlerde görülen iddialı ve ideolojik hava burada tamamıyla kaybolmuştur.bunun sebebi “Bursa’da Zaman” Şairi gibi Ahmet Muhip Dıranas’ın da edebiyatta her şeyden önce güzelliğe önem vermesidir. Tanpınar gibi Dıranas da belli zaman ve mekâna bağlı olmayan lirik ve sembolik şiirler y azmaktan hoşlanır.
Dıranas “Fahriye Abla” şiirinde esas itibariyle realist değil romantiktir. “Fahriye Abla” şiirine gerçek hayattan alınma unsurların girmesi de daha önce belirtmiş olduğumuz gibi realist bir maksada bağlı olmaktan ziyade çocukluk yıllarına has şahsi bir hatırayı canlandırma arzusundan dolayıdır. Şiire hâkim olan aslî duygu ilk çocukluk yıllarına dönüş özlemidir.
“Fahriye Abla” şiirinde üç unsur çocukluğa dönme kapalı yerleri sevme ve kendinden yaşlı bir kadına karşı cinsi bir alâka duyma temleri birleşiyor.
Bu duygular hayattan kaçma ölümü arzulama şeklinde de tecelli edebilir.
“Fahriye Abla” şiiri psikolojik muhtevanın yanı sıra sosyal bir mânâ da taşır. Şairin yapmış olduğu tasvirden ve anlaşılacağı üzere burada halk tabakasına mensup bir genç kız söz konusudur. Oturduğu mahalle ev kollarını dolduran altın bilezikler ve davranış tarzı bunu açıkça gösteriyor.
Hayâl ile gerçeği romantik duyuş tarzıyla realist görüşü birleştiren “Fahriye Abla” şiirin yapı ve üslûbunu da bu iki temayül tayin ediyor. Şiirde baştan sona kadar, dış aleme ait eşyayı olduğu gibi veren objektif unsurlarla şâirin duyuş tarzını birleştiren subjektif unsurlar birbirine sarılmıştır.
Eserin umumi yapısında şöyle bir plân gözetilmiştir. Birinci parçada Fahriye Abla’nın yaşadığı mahalle, ikinci parçada oturdukları ev, üçüncü parçada kendisi tasvir olunuyor. Son parçada Fahriye Abla’nın seviştiği bir Erzincan’lı ile evlendiğini öğreniyoruz.
“Fahriye Abla” şiirinin en büyük meziyeti okuyucunun muhayyilesinde romantik bir roman havası yaratmasıdır.
“Fahriye Abla” şiirinde dikkati çeken en önemli unsur geçmişe özlemdir.
A.Muhip Dıranas “Fahriye Abla” şiiriyle eski günlerin ve yaşadığı yerin geniş bir tasvirini yapmıştır. “Fahriye Abla” şiirinde Fahriye Abla bir semboldür. Şair Fahriye Abla’ya duyduğu özlemin yanında kendi çocukluk günlerine de özlem duymaktadır. Fahriye Abla ile yaşadığı çocukluk günlerini yeniden yaşamak ister.
Kaynak: (Alıntı)