Bir İmparatorluğun Simgesi: Fes ve Fesin Tarihi
Türk kültür ve siyasi tarihinin en ikonik aksesuarlarından biri olan fes, sadece bir başlık değil; aynı zamanda bir zihniyet değişiminin, modernleşme sancılarının ve toplumsal kimlik arayışının somut bir göstergesidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun gelenekten moderniteye geçiş sürecinde merkezi bir rol oynayan fes, ortaya çıkışından yasaklanışına kadar geçen süreçte derin izler bırakmıştır.
Bu makalede, fesin kökenlerinden Osmanlı toplumuna girişine, bir “modernleşme sembolü” olarak kabul edilişinden 1925’teki Şapka Kanunu ile tarihin tozlu raflarına kaldırılmasına kadar olan süreci akademik bir titizlikle inceleyeceğiz.
Fes Nedir? Etimolojik ve Teknik Tanım
Fes, genellikle kırmızı keçeden yapılan, tepesinde siyah püskülü bulunan, silindirik veya yukarıya doğru hafifçe daralan formdaki geleneksel bir başlıktır. Adını, üretiminin merkezi olan Fas’ın Fes (Fez) şehrinden alır.
Fesin teknik yapısı ve karakteristik özellikleri şunlardır:
-
Malzeme: Temel maddesi yündür. Bu yünler dövülerek keçe hâline getirilir ve ardından boyanır.
-
Renk: En yaygın rengi “al” veya “narçiçeği” kırmızısıdır. Ancak tarihte koyu lacivert veya siyah örneklerine de rastlanmıştır.
-
Püskül: Fesin tepesinde bulunan ve genellikle ipekten yapılan püskül, statü ve estetik bir gösterge olarak kabul edilirdi.
-
Kalıp: Fesler, kullanım amacına ve dönemin modasına göre farklı kalıplarda (yüksek, alçak, geniş tepeli vb.) üretilirdi.
Fesin Kökeni ve Osmanlı’ya Girişi
Fesin tarihi sanılanın aksine çok eski medeniyetlere, hatta Antik Yunan ve Bizans’a kadar uzandırılsa da, modern anlamda bir “kimlik unsuru” haline gelmesi 19. yüzyılı bulmuştur. Akdeniz havzasında yaygın olarak kullanılan bu başlık, Osmanlı coğrafyasına ilk olarak denizciler aracılığıyla girmiştir.
Kaptan-ı Derya Koca Hüsrev Paşa’nın Rolü
Fesin Osmanlı bürokrasisinde kabul görmesi, II. Mahmud dönemindeki askeri reformlarla yakından ilgilidir. Kaptan-ı Derya Koca Hüsrev Paşa, emrindeki denizcilere Akdeniz’de yaygın olan fesi giydirmiş ve bu görüntünün modern bir askeri nizam için uygun olduğunu savunmuştur. II. Mahmud’un da bu yenilikçi görüntüyü beğenmesi, fesin resmiyet kazanmasının önünü açmıştır.
Bir Devrim Olarak Fes: II. Mahmud ve 1826 Reformları
Osmanlı tarihinde 1826 yılı, Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay) yani Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla bir dönüm noktasıdır. Yeniçerilerle birlikte onların simgesi olan sarık ve kavuk da tasfiye edilmek istenmiştir. Sultan II. Mahmud, imparatorluğun tüm tebaasını (din ayrımı gözetmeksizin) tek tip bir başlık altında toplamak ve “modern bir tebaa” imajı yaratmak amacıyla fesi resmi başlık ilan etmiştir.
“Gâvur Padişah” İthamları ve Toplumsal Direnç
İlginçtir ki, bugün bazı kesimlerce “geleneksel ve dini” bir simge olarak görülen fes, ilk ortaya çıktığında ulema ve halkın bir kesimi tarafından “taklitçilik” ve “dinsizlik” olarak nitelendirilmiştir. II. Mahmud’un askerlere fes giydirmesi, o dönemde Batılılaşmanın bir işareti sayılmış ve padişah bu yüzden “Gâvur Padişah” olarak yaftalanmıştır. Ancak devletin kararlı tutumu ve 1829’daki kıyafet nizamnamesi ile fes, memurlar ve askerler için zorunlu hale gelmiştir.
Editörün Notu: Fesin tarihsel yolculuğu, Osmanlı’nın modernleşme çabalarındaki paradoksları en iyi anlatan örnektir. Bir zamanlar “Batılılaşma” adına zorunlu kılınan bir başlık, yaklaşık bir asır sonra “gericilik” sembolü olduğu gerekçesiyle kaldırılacaktır.
Yerli Üretim Hamlesi: Feshane-i Amire
Fes kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte dışa bağımlılığı azaltmak için yerli üretim ihtiyacı doğmuştur. İlk başlarda Avusturya (Viyana) ve Tunus’tan ithal edilen fesler, imparatorluk ekonomisine ciddi bir yük getirmekteydi.
1833 yılında İstanbul Eyüpsultan’da kurulan Feshane, Osmanlı’nın ilk modern sanayi tesislerinden biridir. Burada üretilen fesler hem ordunun ihtiyacını karşılıyor hem de halka sunuluyordu. Feshane’nin kuruluşu, Osmanlı sanayileşme tarihinde tekstil sektörünün profesyonelleşmesi adına dev bir adımdır.
Fesin Çeşitleri ve Sosyal Statüdeki Yeri
Fes, zamanla sadece bir başlık olmaktan çıkmış, biçimine ve püskülüne göre giyen kişinin sosyal statüsünü belirleyen bir dile dönüşmüştür. Tarih boyunca karşımıza çıkan başlıca fes modelleri şunlardır:
-
Mahmudiye Fesi: II. Mahmud döneminde moda olan, oldukça yüksek ve tepesi dar modeldir.
-
Aziziye Fesi: Sultan Abdülaziz döneminde yaygınlaşan, daha kısa ve küt formlu fesi temsil eder.
-
Hamidiye Fesi: II. Abdülhamid döneminin simgesi olan, genellikle daha kalıplı ve dik duran modeldir.
-
Zühafe Fesi: Daha çok halk arasında ve taşrada yaygın olan, yumuşak yapılı modellerdir.
Püsküllü Bela: Bir Deyimin Kökeni
Fes püskülleri, rüzgârda karışması veya düğümlenmesi nedeniyle bakımı zor bir aksesuardı. Her gün taranması ve düzeltilmesi gereken bu püsküller, insanlar için zahmetli bir hal alınca halk arasında “Püsküllü Bela” deyimi doğmuştur. Hatta bu iş için İstanbul sokaklarında “püskül tarayıcıları” adı verilen seyyar esnaflar türemiştir.
Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçiş ve Şapka Kanunu
- Dünya Savaşı’nın ardından kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti, radikal bir kimlik inşasına girişmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, modernleşmenin sadece kurumlarla değil, bireyin dış görünüşüyle de tamamlanması gerektiğine inanıyordu.
25 Kasım 1925: Şapka İktisası Hakkında Kanun
Atatürk, Kastamonu gezisinde halka şapkayla hitap ederek fesi “cehaletin, taassubun ve düşmanlığın işareti” olarak tanımlamıştır. Ona göre fes, artık köhnemiş bir imparatorluğun ve onun kısıtlayıcı zihniyetinin kalıntısıydı. Şapka Kanunu’nun kabul edilmesiyle birlikte fes, kamusal alandan tamamen çekilmiştir.
Fesin Kültürel Mirası ve Günümüzdeki Yeri
Günümüzde fes, Türkiye’de günlük yaşamın bir parçası olmaktan çıksa da; turistik bir obje, tiyatro ve sinema kostümü ya da tarihi bir nostalji unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak Kuzey Afrika (özellikle Fas) ve bazı Arap ülkelerinde hala geleneksel bir başlık olarak kullanılmaya devam edilmektedir.
Fesin tarihi bize göstermektedir ki; kıyafetler sadece kumaştan ibaret değildir. Onlar, toplumsal değişimlerin, siyasi kırılmaların ve bir milletin “nerede durmak istediğinin” sessiz tanıklarıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Fes ilk kez hangi padişah döneminde zorunlu hale geldi?
Fes, Sultan II. Mahmud döneminde, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından 1829 tarihli kıyafet nizamnamesi ile devlet memurları ve askerler için zorunlu hale getirilmiştir.
2. Fesin üzerinde neden püskül vardır?
Püskül, aslında fesin yapım sürecindeki yün birleşim noktasını gizlemek ve estetik bir bütünlük sağlamak amacıyla eklenmiştir. Zamanla boyu ve rengi sosyal statüye göre farklılık göstermeye başlamıştır.
3. Fes neden yasaklandı?
Cumhuriyet’in ilanından sonra gerçekleştirilen reformlar çerçevesinde, fesin “doğuya özgü ve gelenekselci” bir zihniyeti temsil ettiği düşünülmüştür. Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma hedefi doğrultusunda, Batılı bir başlık olan şapka tercih edilerek fes yasaklanmıştır.
4. Fes her zaman kırmızı mıydı?
Osmanlı’da en yaygın kullanılan renk “al” kırmızısıdır. Ancak askeri birliklere veya özel saray görevlilerine göre siyah, lacivert veya koyu mor gibi farklı renklerde feslerin kullanıldığı dönemler de olmuştur.
5. Feshane binası bugün ne amaçla kullanılıyor?
İstanbul Eyüpsultan’da bulunan tarihi Feshane binası, günümüzde restore edilmiş olup kültür, sanat ve kongre merkezi (Artİstanbul Feshane) olarak hizmet vermekte, çeşitli sergilere ve etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.
6- Fesi ilk kullanan millet hangisi?
Fesin kökeni konusunda tarihçiler arasında farklı görüşler bulunsa da, genel kabul gören bilgi ve tarihi veriler ışığında bu soruyu birkaç katmanda cevaplamak mümkündür:
a. İsmini Aldığı Yer: Faslılar
Fes, adını Fas’ın Fes (Fez) şehrinden alır. Bu şehir, yüzyıllar boyunca fese imza rengini veren “kızılcık” (crimson berry) boyasının ve kaliteli keçe üretiminin merkezi olmuştur. Bu anlamda fesi bir “endüstriyel ürün” olarak dünyaya tanıtan ve ismini verenler Faslılardır. 19. yüzyıla kadar dünyadaki en kaliteli fesler sadece bu şehirde üretilirdi.
b. Antik Kökenler: Frikyalılar ve Antik Yunan
Akademik çevrelerde fese benzeyen başlıkların izi çok daha eskiye sürülür:
-
Frig Külahı: Anadolu’nun kadim halkı olan Frikyalıların giydiği öne doğru yatık kırmızı külahlar, fesin “atası” kabul edilir.
-
Bizans ve Roma: Bazı kaynaklar, fese benzeyen tepesi düz başlıkların Bizans ve Geç Roma döneminde Akdeniz havzasında (Yunan ve Balkan coğrafyası) yaygın olarak kullanıldığını belirtir.
c. Denizci Kültürü: Cezayir ve Tunus Leventleri
Türklerin fesle ilk tanışması Osmanlı’nın Cezayir ve Tunus gibi Kuzey Afrika eyaletlerindeki denizciler (leventler) vasıtasıyla olmuştur. 16. yüzyıldan itibaren Akdenizli gemiciler, rüzgarda uçmayan ve pratik olan bu başlığı kullanıyorlardı. Yani Osmanlı’ya “ithal” bir askeri moda olarak girmeden önce, zaten bir Akdenizli denizci aksesuarıydı.
d. Modern Kimlik: Osmanlı Türkleri
Her ne kadar kökeni Fas veya antik medeniyetler olsa da, fesi dünya çapında bir “siyasi ve dini sembol” haline getiren, ona bugünkü ikonik formunu kazandıran ve bir imparatorluk üniforması yapanlar Osmanlı Türkleridir. II. Mahmud’un 1820’lerdeki reformlarıyla birlikte fes, sadece bir başlık olmaktan çıkıp “Osmanlı modernleşmesinin” resmi yüzü olmuştur.
Özetle:
-
İcat eden/İsim babası: Faslılar (Fes şehri).
-
Antik Atası: Frikyalılar (Anadolu).
-
Simgeselleştiren: Osmanlı Türkleri.
Bugün hala Fas, Tunus ve Mısır gibi ülkelerde geleneksel olarak kullanılsa da, tarih sahnesinde en çok 19. yüzyıl Osmanlı kimliğiyle özdeşleşmiştir.
