Stockholm Sendromu Nedir?
Stockholm Sendromu; bir kişinin kendisine zarar veren, tehdit eden veya rehin alan kişiye karşı olumlu duygular geliştirmesi, hatta onu korumaya başlaması durumudur. Bu bir travma tepkisi olup psikolojide “uyumsal başa çıkma mekanizması” olarak değerlendirilir.
Nasıl Ortaya Çıkar?
Bu sendrom genellikle aşağıdaki durumlarda görülür:
-
Rehin alma
-
Şiddet içeren ilişkiler (duygusal, fiziksel, ekonomik şiddet)
-
İstismar
-
Savaş, kaçırma, esaret durumları
Kişi yoğun bir tehdit altındayken hayatta kalma içgüdüsü devreye girer ve kendisini tehlikeye atan kişiyi iyi niyetli, koruyucu olarak algılamaya başlayabilir.
Belirgin Özellikleri
Stockholm Sendromu yaşayan kişilerde:
-
Faili haklı çıkarma, ona karşı empati geliştirme
-
Dışarıdan yardım tekliflerine direnme
-
Failden ayrılmak istememe
-
Uygulanan şiddeti küçümseme veya inkâr etme
-
“Beni aslında koruyor”, “Kötü biri değil” gibi düşünceler geliştirme
gibi tutumlar gözlenebilir.
Sendromun Adı Nereden Geliyor?
1973 yılında Stockholm’de gerçekleşen bir banka soygununda rehineler, altı gün boyunca kendilerini rehin alan kişilere bağlılık ve sempati duymaya başlamış, hatta kurtarıldıktan sonra bile onları savunmuştur. Bu olay tarihe “Stockholm Sendromu” olarak geçmiştir.
Neden Oluşur?
Başlıca nedenler:
-
Hayatta kalma içgüdüsü
-
Tehdit altındaki kişinin kendisini güvende hissetme çabası
-
“İyi davranış kırıntılarının” abartılı şekilde algılanması
-
Dış dünya ile iletişimin kısıtlanması
-
Güç dengesizliği
Bir Hastalık Mı?
Hayır. DSM-5 gibi tanı sistemlerinde resmi bir psikiyatrik bozukluk olarak geçmez.
Bir tanıdan çok, travmatik koşullarda verilen psikolojik bir tepki olarak değerlendirilir.
Tedavisi / Çözümü Nasıl Olur?
-
Güvenli ortamın sağlanması
-
Travma odaklı psikoterapi
-
Bilişsel davranışçı terapi (BDT)
-
Destekleyici sosyal çevre
-
Fail ile bağın kesilmesi
kişinin durumu fark etmesine ve iyileşmesine yardımcı olur.
