Turnalar türküsünün temasından hareketle hikaye yazma

Turnalar türküsünün temasından hareketle türkünün içeriğine uygun kısa bir hikâye

TURNALAR

İki turnam gelir aklı karalı
Birin şahin vurmuş, biri yaralı
O yavruya sorun aslı nereli
Katar katar olmuş gelir, turnalar

Eğrim eğrim ne hoş gelir, turnalar
İnme turnam inme sen bu pınara
Avcu tuzak kurmuş, var yolun ara
Hepimizin işi Mevlâm onara

Katar katar olmuş gelir, turnalar
Eğrim eğrim ne hoş gelir, turnalar
İnme turnam inme, yolda kış olur
Bastığın yerler de donar taş olur

Böyle kalmaz elbet sonu hoş olur
Katar katar olmuş gelir, turnalar
Eğrim eğrim ne hoş gelir, turnalar
İnme turnam inme, haber sorayım

Kanadın altına nâme sarayım
Nazlı sevdiğimden haber alayım
Katar katar olmuş gelir, turnalar
Eğrim eğrim ne hoş gelir, turnalar

Anonim


Turnaların Dönüşü

Uzak bir dağın eteklerinde, küçük ve sessiz bir köy vardı. Her sonbahar gelirken köyün üstünden turna kafileleri geçer, gökyüzünü kanat sesleriyle doldururdu. Köylüler bu geçişi bir müjde, bir Allah’ın selamı gibi görür; göğe bakıp dilek tutarlardı.

Köyün gençlerinden Ali de her yıl bu manzarayı beklerdi. Çünkü sevdiği Zeynep, uzak diyarlarda yaşayan akrabalarının yanında kalıyordu. Ali, sevdasına kavuşabilmek için turnaların kanadına selam, haber yüklediğine inanırdı.

Bir gün gökyüzünde iki turna gördü: biri yaralı, biri kanadı güçsüz. “Kim bilir ne fırtınalar gördünüz?” diye mırıldandı. Turnaların hâline yüreği sızladı. Yaşlı bir adam yaklaştı ve,
“Turnanın yarası boşuna değildir evlat,” dedi. “Her yaralı turna, sevdiğine kavuşamamış bir yüreğin hikâyesini taşır.”

Ali iç çekti. Tam o sırada turna sürüsü katar katar belirdi. Gökyüzü birden aydınlandı sanki. Ali, yaralı turnanın yanına çömeldi, kanadının altına küçük bir nâme iliştirdi.
“Zeynep’e ulaştırın,” dedi, “Sorun hâlini, söyleyin hâlimi.”

Turnalar uzun ve kıvrımlı bir çizgi gibi köyün üzerinden süzüldü. Ali başını kaldırıp baktı; sürü uzaklaştıkça sanki umut büyüyordu.

Kış geçip bahar geldiğinde, bir sabah köy yolunda bir kervan durdu. İçlerinden biri Ali’ye doğru yürüyordu. Gözleri gülümseyen bir genç kız…

Zeynep, Ali’nin gönderdiği o küçük nâme elindeydi.
“Turnalar getirdi haberini,” dedi. “Ben de kanatları izleyerek yolunu buldum.”

Ali, gökyüzünde yeni bir turna sürüsünün belirdiğini gördü.
Dönerken yine eğrim eğrim süzülüyorlardı.

Ve o an Ali anladı:
Her yaralı turna aslında bir kavuşmanın müjdecisiydi.